Gündemin Hızına Kapılıp Giderken Kararlarımızı Kim Alıyor? Özgür İrade Yanılsaması

Sabah uyanır uyanmaz ilk işimiz telefon ekranlarına bakmak oluyor. Gündemdeki son haberler, sosyal medyadaki bitmek bilmeyen tartışmalar, ekonomik dalgalanmalar ve anlık değişen trendler… Gün boyu maruz kaldığımız bu devasa enformasyon bombardımanı içinde, hepimiz hayatımızı kendi hür irademizle yönlendirdiğimize ve kendi kararlarımızı bağımsızca aldığımıza inanıyoruz. Ne giyeceğimizi, kime öfkeleneceğimizi veya hangi düşünceyi savunacağımızı tamamen kendi aklımızla seçtiğimiz yanılgısı, modern çağın bize sunduğu en büyük konfor alanıdır.
Ancak gerçeğe biraz daha yakından, cesurca baktığımızda tablonun rengi aniden değişiyor. Tükettiğimiz içerikler, ardı ardına okuduğumuz haber başlıkları ve çevremizdeki kitle psikolojisi aslında ne hissedeceğimizi, neyi satın alacağımızı ve hangi hedeflerin peşinden koşacağımızı bizim yerimize ustalıkla tasarlıyor. Kendi orijinal düşüncemiz sandığımız pek çok fikir, aslında ustaca kurgulanmış dev bir yankı fanusunun yansımalarından ibaret. Hal böyleyken, modern insanın bu kadar yoğun bir dış etkinin, mahalle baskısının ve dijital manipülasyonun altında gerçekten “özgür” kalabilmesi ihtimal dahilinde mi?
İnsanın kendi varoluşunu dış dünyanın dayatmalarından kurtarabilmesi, insanlık tarihi kadar eski ama bugün her zamankinden çok daha acil bir ihtiyaç. Eğer her adımımız çevresel faktörler, algoritmalar ve toplumun yazılı olmayan kuralları tarafından belirleniyorsa, bizi biz yapan şey tam olarak nedir? İşte bu noktada, kalabalıkların sağır edici gürültüsüne kulaklarını tıkayıp kendi akıl süzgecini devreye sokanlar o büyük oyunu bozuyor. İnsanın kendi zaaflarını, sınırlarını ve çevresini idrak edip kendi ahlaki yasalarını bizzat kendisinin koyması, sürü psikolojisinden kurtulmanın yegane yoludur.
Dışarıdan gelen bu devasa veri akışına körü körüne teslim olmak yerine, bireyin bilgiyle ve aklıyla kendi iradesini inşa etmesi süreci, felsefece.com’un özenle hazırladığı otodeterminizm ve insanın özgürlüğü eksenindeki incelemesinde çok daha berrak bir çerçeveye oturtuluyor. Kendi kendini belirleme ve aklını eğitme yetisine sahip olan insan, gündemin rüzgarında savrulan zayıf bir yaprak olmaktan çıkarak, o rüzgara karşı kendi rotasını çizen sağlam bir gemiye dönüşür. Dışarıdaki fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun, içerideki otonom yapıyı kuran zihin asla rotadan sapmaz.
Hayatın kontrolünü dış dünyaya, haber akışlarına veya toplumun beklentilerine teslim etmek her zaman en kolay, en zahmetsiz yoldur. Zor ve gerçekten değerli olan ise tüm bu kaosun tam ortasında durup, “Ben ne istiyorum ve bu adımı gerçekten ben mi atmak istedim?” sorusunu sorabilmektir. Zihnimize dışarıdan örülen bu görünmez duvarları yıkmak, ancak kendi değer yargılarımızı inşa ederek başarabileceğimiz, ömür boyu sürecek olan gerçek bir özgürleşme mücadelesidir.

























